| Din Eğitimi Pedagojinin Sorunudur |
|
|
|
|
Ünal ÖZMEN / BirGün Cemaatler arası ittifaklarla çözülemez “Alevi Çalıştayı”nda hükümet kanadı istediğini aldı. Hükümet, oluşmuş kamuoyuna ve yargı kararlarına rağmen nasıl olur da zorunlu din dersi uygulamasının devamını sağlarım derken okeyi bizzat Alevilerden aldı. Cumartesi tamamlanan Alevi Çalıştayı’ndan gelen bilgilere göre katılımcılar en çetrefilli konuda, zorunlu din dersinin devamında mutabık kalmışlar. Aslında buna bir anlaşma demek de doğru değil, çünkü dindar Alevilerle dinci Sünniler arasında zorunlu din dersi konusunda herhangi bir anlaşmazlık yoktu. Alevilerin Fethullah’ı İzzettin Doğan ve çevresinin zaten bu konuda hiçbir çekincesi olmadı. Arif Sağ bile cemevleri tabelalarına TC yazılmasını “Alevilerin kazanımı” olarak değerlendirdiğine göre toplantılarda tartışma dahi olmamıştır. OKULDA KURAN KURSU Din dersinin, “kültür” ve “din öğretimi” olarak iki müfredata ayrılıp ilkinin zorunlu, ikincisinin seçmeli olması gibi pratiği şimdiden belli (Gerçekleşmesi halinde iki derse de aynı öğretmenin gireceğini söylememize gerek yok) uygulamayı kimse gelişme diye yutturmaya çalışmasın. “İkili Formül” diye adlandırılan bu yöntem, mevcut durumun da gerisine gitmektir. Çalıştayda pedagojiden anlayan biri olsaydı onlara, adı ne olursa olsun ibadete dayalı bir eğitimin çağdaş okulda niçin olmaması gerektiğini anlatırdı. Anlayan olur muydu bilemem ama ibadet eğitiminin seçmeli de olsa okullarda ders olarak verilmesi, Kuran kursunun okul bünyesinde açılması anlamına gelir. İktidarı süresince Kuran kurslarının yaygınlaşmasını, bu kurslara devam yaşının aşağıya çekilmesini, denetiminin Eğitim Bakanlığı’ndan Diyanet’e devredilmesini gerçekleştirmeye çalışmış ve bunu da gerçekleştirmiş bir hükümet Allah’tan daha ne ister ki? DAHA YAYGIN VE ETKİLİ DİNİ EĞİTİM İdare mahkemeleri, Danıştay ve AİHM kararının ardından din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması daha yaygın ve güçlü bir şekilde dillendirilirken görünmez bir el, bu dersin kalıcı ve daha katı uygulanması yönünde ilerliyor. CHP, din derslerinin seçmeli olması gerektiğini savunmaktan vazgeçti. Bunu bizzat programını değiştirerek yaptı. 2008 Kasım’ında programında yaptığı değişiklikle “seçmeli olacak” ifadesini çıkartarak ders programının Anayasa’nın öngördüğü biçimde değiştirilerek uygulamanın devamı yönünde karar aldı. Alevilere de yer vereceğiz diyerek Hüseyin Çelik döneminde değiştirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi programı, önceki programdan farklı olarak uygulamalı din eğitimine dönüştürüldü. (12.03.2008 tarihli yazımda yeni programda Alevilere hiçbir şekilde yer verilmediğini, programın Sünni İslam’ın inanç ve ibadet esaslarını öğretmek amacıyla kurgulandığını karşılaştırmalı olarak ayrıntılarıyla ortaya koymuştum.) Eşitsizliklerin reddine karşı örgütleniş sivil toplum örgütleri, çağdaş/demokrat bildiğimiz aydınlar bu konu kendilerini ilgilendirmiyormuş gibi suskun. Şimdi de Alevilerin onayıyla okullar Kuran kurslarına dönüştürülmek üzere. Oysa din eğitimi sadece Alevileri ilgilendiren bir sorun değil. Din eğitimi neden iki mezhep ya da din (her neyse) arasında var olan bir sorunmuş gibi cemaatler arası görüşmelere havale ediliyor. Bizce pedagojik bir sorun pedagojik açıdan ele alınmalı. Cemaatlere bırakılırsa işte böyle yeni sorunlar çıkar ortaya. Devlet tehlikenin farkında değil Yılda 40 bin öğretmen adayı, stokta bekleyen 300 bin arkadaşına katılıyor. Sayı giderek artıyor, öfke büyüyor; gençler kitlesel bunalım yaşıyor. Yaş ilerleyip hayatla yüzleştikçe öfkeleri artıyor. Şakaya gelir yanı yok. Öğretmen adayları, cep telefonlarıyla kurdukları iletişim ağını WEB ortamında geliştirdi; sonunda bir platformda bir araya geldiler: Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu (AYÖP). Pazar günü Ankara’da gerçekleştirdikleri miting, ataması yapılmayan öğretmenlerin artık kategori olmaktan çıkıp bir sınıfın üyesi olduklarına işaret ediyor. TEKEL işçileriyle karşılıklı dayanışmaları “hak”kın ancak kararlı bir mücadeleyle alınabileceğini öğrendiklerini gösteriyor. Açlık grevini gündemlerine alabiliyorlar. Devlet ise üretim fazlalığını açlık sınırının da altında çalıştırmak üzere baskı aracı olarak kullanıyor. Tehlikenin farkında değil. Şimdilik her atama döneminde 10 bin kişiden biri olabileceğine umut bağlayan çocukların kısa süreli de olsa öfkeleri yatıştırılabiliyor. Ama nereye kadar? Henüz daha büyük patlamalara neden olmadan gereksinim kadar (resmi rakam 165 bin) öğretmen ataması yapılmalı ve zaman geçirmeden öğretmen yetiştirme politikası oluşturulmalıdır. Ne kadar istihdam o kadar nitelikli öğretmen. Aksi hâlde bu iş böyle yürümez.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Din Eğitimi Pedagojinin Sorunudur












